
Babam en soldaki oyuncu
10 Aralık 1956 senesinin karlı bir kış sabahı Kayseri’de, Sümerbank fabrikasının hastanesinde dünyaya göz açmışım. Rahmetli Babam’ın futbolla olan yakın ilgisi sebebiyle, kendimi bildim bileli futbolun içindeydim. Babam, Ankara’da Ulubatlı Hasan İlkokulu’nun 4. sınıfında okurken bir bahar pazarı, beni elimden tutup, Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu’na, Kolej-İ.T.Ü. basketbol maçına götürdü. Ancak, biletler bittiğinden ve salon tıklım tıklım dolu olduğundan eve geri döndük. Çok üzüldüğümü fark edince bana bir basketbol topu aldı. Çin yapımı, Bulgar markası ETTAR marka topum, basketbolla ilk temasımdı. Mahallede, yani Emek Mahallesi’nde 8. Cadde’nin 68. Sokak ile kesiştiği noktada, şimdi bir benzin istasyonu olan, “Eğri Saha”mız vardı. Bu saha bütün futbol maharetimizi gösterdiğimiz, futbolla yatıp, kalktığımız mekanımızdı. Ancak basketbol oynayabileceğimiz en yakın yer ulaşımın çok da kolay olmadığı Yıldıztepe idi. Biz de, birbirine paralel iki elektrik direğine tahtadan iki pota yaptırıp, filesiz iki çemberi de üzerlerine çaktırdık ve ilk basketbol sahamıza kavuştuk… Mahalledeki tek basketbol topu benimdi; fakat, boyca ortalama olmama rağmen, yaşça hepsinden küçük olduğumdan, genelde beni oynatmazlardı. Maçları kenardan seyretmeye o zaman başladım anlayacağınız.
5. sınıfın kışında, bir gün Babam ertesi gün Atatürk Spor Sarayı’nın açılışı olduğunu ve Muhafızgücü(Karagücü takviyeli) ile Altınordu’nun açılış maçını yapacaklarını söylediğinde ne kadar sevindiğimi anlatamam. İlk basketbol maçımı seyredecektim. Aslında bu, Atatürk Spor Sarayı’nın ikinci açılışıydı; çünkü, o geceden birkaç sene önce, ilk defa açılacağının gecesi, koskoca salon çökmüş, tekrar inşa edilmişti. Bir tarafta İlker Esel, İbrahim Ortaç, Birol Öngör Ağabeyler’den kurulu Karagücü takviyeli Muhafızgücü, diğer tarafta da, Nikoliç, Yılmaz Vardaroğlu, Barış Küce, Haluk Tunçeri, Zeki Tosun Ağabeyler’den kurulu Altınordu. Maçın ilk atışını Devlet Bakanı Kamil Ocak’ın yaptığı maçı, uzun süre Altınordu önde götürmesine rağmen, Muhafızgücü kazanmıştı. Maçtan aklımda kalan ise, Barış Ağabey’in, ayakkabılarının yeni cilalanmış parkelerde devamlı kayması sebebiyle, sık sık düşmesiydi. Hayatımın ilk basket maçı buydu.
Ertesi gün ise Ankara’ya Harlem Globetrotters geliyordu ve babam bana bu maç için de bilet ayarlamıştı. Ne muhteşem bir duygu… Hava muhalefeti sebebiyle uçağı geciken Harlem’i tam iki buçuk saat beklememize değen bir geceydi. Devre arasında da, 1964 Tokyo Olimpiyat finallerinde karşılaşmış Çinli ile İngiliz’in masa tenisi gösterisi de “kaymaklı ekmek kadayıfı” olmuştu. Artık basketbolu çok seviyordum.
-
sehergül... | 15 Jan 2010 | 16:43:34
Babam Necati Güler’in Spora Başlayışı – 1, 2, 3 :))
3 bölümüde çok dikkatli okudum.. bazı satırlarda içim okadar hzurulu oluyordu ki, yüzümdeki o hafif tebessüm yer yer gülücüklere sahipti diyebilirim.. :) ve bi okadarda garip bir duygu hakimdi …
Ama şu varki NECATİ GÜLER ‘in adına yakışırdı tüm yaşadıkları… Okuyunca daha da çok anladım nasıl bu kadar severek bu işi yaptıgını ve çocuklarından aynı yolda bu kadar azimli olduklarını ki, herşeyden önce babalarının kanını, huylarını genlerinde nasıl taşıdıklarını şimdi daha iyi anlıyorum …
Onun gibi bunu severek ve isteyerek başardıklarını şimdi daha iyi anlıyorum …
Sinan bunu bizimle paylaştığın için ben sana çok çok teşekkür ederim … NECATİ GÜLER’in spora ( baskete ) nasıl başladıgını kendi kalemiyle yansıtması, o kadar degerli ki aslında, bunun için bize o şansı tandıığı için çok teşekkür ederiz…
Umarım 3.cü bölümden sonrasıda gelir ve bizlerde şahit oluruz devamına:)
… teşekkürler
-
aylin | 16 Jan 2010 | 05:19:52
boylesine guzel bir yazı dizisini burada paylaşman cok iyi olmus sinan guler..(: (sayın necati güler’e de cok tesekkur ederiz,kendi kaleminden spora nasıl başladıgını anlattığı için) umarım devamı gelir ve bizde zevkle okumaya devam ederiz..








