İLK RİSK

18 yaşındaydım; üniversitede bir sene okumuş, Beşiktaş formasıyla ilk defa A takımın bir parçası olmuştum. 4-5 dersten bütünlemeye kalma çilesi, takımda yer bulamama derdi başımda yer etmiş, kendime çıkış yolu arıyordum. Bir gün, babamın koordine ettiği Mavi Jeans Basketbol Kampı'nı ziyarete gittim. Amerika'dan antrenörler gelmiş, belki bir fikir alışverişinde bulunur, kendime bir fırsat yaratırım dedim. Yaptığımız birkaç antrenman ve oynadığımız 3'e 3 maç sonunda Weber State antrenörü Joe Cravens, bana bir fırsat sunabileceğini, elinde burs olmasa da yakınlardaki iki senelik bir okuldan burs ayarlayabileceğini söyledi. Temmuz ortasıydı. Heyecanlanmıştım ve acele etmem gereken bir sürecin ortasına düştüğümün farkındaydım. Karar verme, vize başvurusu, valiz hazırlama derken, kendimi babamla New York'a giden bir uçağın koltuğunda buldum. Yolculuk başlamıştı ve ben, hayatımın ilk riskini almıştım.

İki aktarma sonunda Salt Lake City'ye indik. Artık, bilmediğim bir bölgeye geçiş yapmıştım. Öyle bir bölge ki; Age of Empires haritalarında gölgelerin arasından açılanlar gibi. İlk gece kalacağım ev, müstakbel takım arkadaşlarımın kaldığı kompleksin içindeydi. Eve girdiğimde, Amerikan spor filmlerinde karşılaşılabilecek her stereotipten insanı bir arada gördüm. Bu, şaşkınlığıma şaşkınlık kattı. Uzun ve tombul bir pivot, iki-üç fırlama beyaz, takımın en sakin ve kibar çocuklarından bir Nijeryalı... Hepsi bir aradaydı. Bir yandan bu insanları tanımaya çalışırken, bir yandan da aralarında nasıl bir sene geçireceğimi düşünüyordum.

Basketbolun evrensel bir dili vardır; Güler Legacy'deki kamplarımızda, öğrencilere bunu hissettirmeye çalışıyoruz. Ben bu dili, çocukluğumda gittiğim kamplarda farkında olmadan görme fırsatı yakalamıştım. Ama bu kez her şeyin farkındaydım. Bu evrensel dil; benim kültürü, dili, dini, hayata bakışı farklı ve uzak bir yerde rahat etmemi sağladı. Kendimi basketbolumla gösterdim ve basketbolumla aralarında bir yer edindim. Karakterleri ve kendimi daha iyi tanımaya başlamıştım. Basketbolu yeniden öğreniyordum. Norm Parrish, takım antrenörü ve yardımcısı Michael, bana yeteneklerimi nasıl kullanabileceğimi anlatırken, fiziksel avantaj ve dezavantajlarımı da gösteriyorlardı. Sahada yer bulmak için bunu hak etmem gerektiğini çok net anlamıştım. Takımın bir parçası olmak için her şeyden biraz yapmam yetmeyecekti. Bir şeyi bile en iyi yapsam, takım için daha faydalıydı.

Sahada bunlar olurken, bir yandan da okul tarafıyla uğraşıyordum. Normal şartlarda seviye belirleme sınavıyla girilen Amerikan üniversite sistemine, adeta Western filmlerindeki gibi; bar kapısına tekme savururcasına girmiştim. Bu da ilk dönem aldığım dersleri sınırlamıştı. İngilizce başlangıç seviyesinde aldığım dört ders de akşam saatlerindeydi. Bir şehir üniversitesinde okuyordum ve İngilizce öğrenmeye çalışan göçmenler için, bu saatler daha uygun oluyordu. İngilizcem ne kadar iyi olursa olsun, elimdeki tek şey lise diplomamdı ve bu dersleri almak zorundaydım. Ama şanslıydım da; derslerimin tümüne George Ellington adlı bir hoca giriyordu ve kendisi senelerce Eskişehir Üniversitesi'nde öğretmenlik yapmıştı. Bu da yetmezmiş gibi, eşi Türk'tü ve ben ne kadar iyi İngilizce konuşuyorsam, o da o kadar iyi Türkçe biliyordu. En güzel rastlantı ise o sıralarda doğacak çocuklarına, tamamen benden bağımsız Sinan ismini koymak istemeleriydi. Aramızda çok güzel bir ilişki oluştu ve bu, okul sistemine daha rahat uyum sağlamama katkıda bulundu.

İlk sene, bahsettiğim gibi; hem şehre hem oynadığım basketbola alışmakla geçti. Az süre aldığım zamanlar oluyordu. Böyle zamanlarda takım arkadaşlarımdan bazılarıyla, açık sahalarda ya da salonlarda, şehirdeki diğer çocuklara karşı basketbol oynuyorduk. Bu, sokak basketbolunu tanımama ve oradaki rekabet ile birlikte kendimi geliştirmeme yardımcı oldu.

Amerika serüveninin en iyi yanı ise Mayıs'ta eve dönmekti. Abimin maçlarını canlı izleyebiliyor ve babamın haftanın herhangi bir günü buluştuğu ekiple basketbol oynuyordum.

İkinci yıla geçerken vizemle ilgili bir gecikme yüzünden okula kısa bir süre geç gitmek zorunda kaldım. Sezonu yakalasam da bursumun başka bir oyuncuya geçmesine engel olamadım. Ama bu, hedefimden sapmamı engellemedi...